YAĞMUR GİBİ

birlik bitmiş ikilik başlamıştı
çağlar boyu toprağın en yoksun damarında biriken isyanla
tükenmez bilincin yağmurunda
ilk süzülen biz değildik ama buluştuk damla damla
isyanın bilinciydik döküldük bir anda
ve o andan sonra hep yağdık, biriktik
bulut kıvamından yağmur kıvamına

bu toprak ki sevgilimiz dünya
her damlası başkaldırıdır
her damlası kavuşma
dünyaya açılan pencereden süzülüşler boyunca
özümden damıttığım berraklığımla
….sevgili diyorum sana
……aşkgili
……….düşgili diyorum
güzel günüm
kaynayan kanayan hiç durmayan yanım
güleç yüzlü günler adına
ilk düşen isyan damlasından bu yana
hep kavuştuk suda
………toprakta
………….umutta

bilinçle
…..isyanla yandık
güneşlerce ısındığımızda
……..yükseldik bin bir damladan
milyonların arasına karıştığımızda en güzel buluttuk

ve biliyoruz artık
bir daha yağdığımızda sınırsız olacak bu dünya
ellerimizle sileceğiz karabulut izlerini
gökyüzü ışıyacak sevgili, gözlerimiz gibi

bir daha yağdığımızda çoğalacak düşdeşler
her penceresine yeryüzünün
gülücükler bırakacak güneş
sarı solgun bir yıldız kayıp gidecek
başımızı kaldırınca yukarıya
….bulut olacağız
yere indirince
…güleç bir toprak
damarlarımızdan insanlık ekini akacak
kıpkırmızı bir tan ağarmasıyla buluşacağız
ellerimizin gür ateşiyle beslenecek gelecek

EVİN OKÇUOĞLU

ÇEK-EL

ÇEK-EL

 

Batık dünyaların küfle süslü el oynaklığında

Ota alkole batmış kalemlerin gökten inmeli dizeleri sökün ederken

mürekkep ıssız beklemededir gün sayar geleceğe

çekilmez ellerin düşlerinden günübirlik kurmacalar çıkar bin bir ıkıntıyla

alkışlı şakırtılara karışırken her çıkana el pençe taraftar bayılır

çeken el çeker gün gün büyür koca kafalar

boş durmamış der “bizimkiler” çek çek gelir karşılığı haydan sonra huya gider

sanat dalları karışır birbirine için için tüter bir yanda

güç birikir önce, sonra gelir patlama

kaybedeceği yok dedilerse de büyükler zincirlerden başka

insanlık onuruyla koskoca bir dünya var, sayar gününü

ne göksel dolambaçları dinler ne ekmeğin tadına kul eder kendini

üretmenin ekmekten güzel tadıyla geçer en son köprüyü

geriye kalan tortular çek veren el kadar küçülür

son dilekleri olsa olsa gömülmek olur kutsadıkları sözlerle

tarih kusmazsa eğer kaldırmayıp midesi, son dilekleri de olur.

Evin Okçuoğlu

TAKIP TAKISTIRIN BU YIL

TAKIP TAKIŞTIRIN BU YIL

 

takıp takıştırın bu yılbaşı

geçen yıldan kalma acıyı hıncı

en eski direnci alın haksızlıklara karşı

haziranda düşen körpe bir soluğu takın yakanıza

 

madenlerdeki kara kaderle

boyayın kaçak sarayları

oda oda şehir şehir süsleyin içini yurdun

meydanlarda isyan dalgasıyla çalıp satana

 

takıp takıştırın bu yıl boyunca

keseden değil

yürekten gelen varlığınızla

 

ufacık bir bedene verdiğimiz sözü

dolayın boynunuza

dilinize abdocanın azmini dolayın

en eskilerde ipte sallanan yiğitliği

katın bağrınıza

 

bu gün yeni yılı karşılayın

takıp takıştırın

aşkla

umutla

yumruklarınızı sımsıkı takın

dudaklarınızı sımsıkı

ve bakışınızda sımsıkı bir öfke olsun

ak sütü gibidir anaların

biriktirdiğiniz gücü takın yürekten yüreğe

alın terlerini onur tacınız yapın

 

bu yıl kalem defter kitap takının

bilimle donatın akıl sofranızı

ülke ülke gezsin mis gibi bir koku

kandırılmış yoksul ey Ortadoğulu

birleştirin omuzları

açılsın kavganın dekoltesi

düşsün düşman safının karası

 

takıp takıştırın, kuşanın artık bu yıl

kurulsun meydanlara

yüzyıllardır süren acıdan bir devrim takı

 

Evin Okçuoğlu

 

 

 

Kadın Destanı

KADIN DESTANI

Az gelir şiir
yüzlerce binlercesine
yüzüne savaş sinmiş demek
yazıklanmak ne
şiir ne
o bakışlara tanım koymak ne
hepsi şair gevelemesidir

anayım
kadınım tozun toprağın ortasında
kase boş
yara açık
gerçek giyinmiyor burada
gerçek taş
toprak
toz

mezar derinliğinde sessiz
gerçeğimiz
duman değil bacadan tüten
isyan
irinli sofraların kan emicileriyle
bizim işimiz

üç duvar yuvada
birisi yıkık
pusuda bekliyor namusla aş
bin çığlığa bölünüyor lokma
dokunsan tetiğe şeritlerce oynayacak yerinden
olmaz olası tanıklık

ana yok
el yok
çocuk avuçlarında sıcaklık özlemi; buzul

ana eteklerinde ürkek eller birikimi; çığ

tutuşuyor acının doruğundan patlayan volkan

kadın, kendini sürüyor öne mermi diye
şefkat yedekte beklemede
zafere kadar kadın vız geliyor bendine

Evin Okçuoğlu

MEYDANLARDA YAZILAN ŞİİR

MEYDANLARDA YAZILAN ŞİİR

öyle çok şiir yazdınız ki
farkında bile değildiniz

ağaca sarıldığınız kollarınızdan döküldü ilk dizeler
yürüyen haykıran yürek yürek şiirdiniz
düşen yoldaşa uzanan
gaz sisinde limon paylaştığınız
basınçlı suya karşı bayrağı dalgalandıran
ellerlinizden okudum şiiri

ülkemin meydanlarını aşan isyan
sokak sokak çınlayan
kapı pencere aralarından bizi kucaklayan
hınçla sıkılmış yüz binlerce yumruk şiir

yüreği ağızda analar babalarla
yürüyen koşanlardı şiir
kardeşlerin yoldaşların sevgililerin
canına can katan ellerinizdi şiir
beyaz önlüktü, avukat yardımıydı
girin dinlenin gençler diyen sesti şiir

şiir ete kemiğe büründü
yüreğinizde isyandı elinizde yumruk
gün geceye döndüğünde
paylaşılan ekmekti

ağladığınızı gördüm
acıdan çok gurur kırılmışlığından
şiir şiir akıp gitti yaşlar

büyüdü şiir
uzadı
yayıldı ve sardı yurdu
sağır kör yüreksizlere ulaştığında
titretti
üşüdü yüzsüz bakışları
sallandı çürük iktidarları

daha önce yazılmamış bir tarihin
en şiirli sayfasında
dizildiniz harf harf
akıp gitti acımız
yardımlaşırken
kol kola el ele
bayrak bayrağa
dizildiniz hece hece
meydanlar sizindi
bizimdi meydanlar
bu şiirde en uzun cümleydi gece
dolmabahçe’de kopkoyu sis
göz gözü görmezken yazıldı
taş söken ellerinizle

Evin Okçuoğlu

EN ESKİ HECEDİR AŞK

EN ESKİ HECEDİR AŞK

 

güneş doğarken de

batarkenki gibidir içimizin muazzamlığı

sonsuzluğun içinde bir anıdır

anımsamak istediğimiz ama

bir türlü uzanamadığımız gerilerdedir hep

yüzyıllardır tanıştığımız tanımsız duygudur

aynı parçalar saçılmış içlerimize o muazzamlıktan

ilk insanın ürkek güçlü kahraman yanından kopmuş

tek başına duran

gözleri ufka dalan

yapayalnız eski insandan

 

en eski genlerden kalan bir tutam ışındır aşk

o yüzden nedensizdir yavaşça titreşir

odağı belirsizdir yayılır evrene

anımsansın diye o ışın

düşer sevgilinin üzerine

düşmezse de kalır yerinde

tanımsız muazzamlığıyla

hep içimizde

 

Evin Okçuoğlu

BAŞAĞRILARI ÜZERİNE

Başağrıları Üzerine
Harika bir şey komünist olmak
Çok baş ağrısı yapsa da size

Çünkü komünistlerin baş ağrısı
Tarihseldir, yani
Ağrıkesicilerle geçmezler
Sadece Yeryüzü Cenneti gerçekleştiğinde
İyileşirler

Kapitalizm ağrıtır başımızı
Kafayı yedirir.
Devrim mücadelesinde geciktirilmiş eylem bombasıdır kafamız
Sosyalizmin kuruluşunda
Baş ağrısı için planımız
Onu yatıştırmak değil, tam tersi

Komünizm olacak, diğer şeylerin arasında
Güneş büyüklüğünde bir aspirin

On Headaches
It’s great being a communist
although it gives you many headaches.
Because communists’ headaches
are historical, that is
they won’t go away with painkillers
only with the realisation of Paradise on Earth.
That’s how it is.
Under capitalism our heads hurt
and our heads are ripped off.
In the struggle for Revolution the head is a delayed-action bomb.
In the construction of socialism
we plan for the headache
which doesn’t alleviate it – quite the contrary.
Communism will be, among other things,
an aspirin the size of the sun.

ROUQE DALTON
çev: Evin Okçuoğlu